İçeriğe geç
4 Ağustos 2026, Salı4 Ağu · SalDOLAR 47,54EURO 54,79GR. ALTIN 6.194BENZİN 84,96DİZEL 81,35
Kulis Arkası

Kulis Arkası – ABD-İsrail-İran Savaşı’nın Türkiye’ye Stratejik Etkileri: Ekonomi ve Jeopolitik Dengeler

  • ProgramKulis Arkası
  • SunucuSezai Çınar
  • KonukZekeriya
  • Süre3:29

Bu bölümü dinle

Transcript

Sezai Çınar: Merhaba Kulis Arkası dinleyicileri! Bugün Orta Doğu’yu sarsan, küresel etkileriyle gündemin ana maddesi haline gelen stratejik bir çatışmayı ve Türkiye açısından yakın gelecekteki yansımalarını konuşmak üzere karşınızdayız. Konuğumuz Sayın Zekeriya. Zekeriya Bey, hoş geldiniz.

Zekeriya: Hoş bulduk Sezai Bey, teşekkür ederim.

Sezai Çınar: 28 Şubat 2026’da başlayan ABD-İsrail-İran savaşı, bölgede derin bir istikrarsızlık yarattı. Özellikle Hürmüz Boğazı’nın kapanmasıyla petrol fiyatları fırladı. Türkiye, bu durumu ekonomik olarak nasıl hissetti ve hangi baskılarla karşı karşıya kaldı?

Zekeriya: Sezai Bey, savaşın ilk ve en belirgin etkisi küresel enerji piyasalarında yaşandı. Mart 2026 boyunca Hürmüz Boğazı’nın kapanmasıyla petrol fiyatları ciddi artışlar gösterdi. Bu durum, enerji ithalatına bağımlı Türkiye ekonomisi üzerinde güçlü enflasyonist baskılar yarattı. Dış ticaret dengeleri olumsuz etkilendi, küresel tedarik zincirlerinde aksaklıklar baş gösterdi. Hükümet, enflasyonla mücadele ve enerji arz güvenliğini sağlamak için ek tedbirler almak zorunda kaldı. Yenilenebilir enerji yatırımları, uzun vadede dayanıklılığımızı artıracak kritik bir alan olarak öne çıkıyor.

Sezai Çınar: Ekonomik baskılar oldukça net. Peki, jeopolitik düzlemde bu çatışma, bölgesel güç dengelerini nasıl değiştiriyor ve Türkiye’nin artan rolünü nasıl görüyoruz? Aktif tarafsızlık politikası bu süreçte Ankara’nın elini nasıl güçlendiriyor?

Zekeriya: Bölgesel dengeler kökten değişiyor. ABD’nin bölgedeki etkisinin azalmasıyla birlikte, bölge ülkeleri güvenlik mimarilerinde yeni arayışlara giriyor. Türkiye’nin çatışma boyunca sergilediği aktif tarafsızlık ve diplomatik girişimler, Ankara’yı bölgesel güvenlik ve istikrarın sağlanmasında kilit bir aktör haline getiriyor. 19 Mart 2026’da Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır ve Pakistan dışişleri bakanları arasında gerçekleşen dörtlü zirve, Türkiye’nin bölgesel iş birliği arayışlarının önemli bir göstergesiydi. Savunma sanayii alanındaki ilerlemelerimiz de bu potansiyel rolü destekleyen bir diğer faktör.

Sezai Çınar: Görünen o ki, Türkiye hem ekonomik şoklara karşı iç dayanıklılığını artırırken hem de bölgesel jeopolitik fırsatları değerlendiriyor. Bu belirsizliğin devam ettiği, Nisan 2026 başındaki saldırıların yoğunlaştığı bir ortamda, Türkiye’yi yakın gelecekte neler bekliyor? Bu süreç, ülkemizin uluslararası arenadaki konumunu nasıl yeniden tanımlayacak?

Zekeriya: Türkiye, diplomatik kanalları açık tutma ve barışçıl çözüm çağrılarını sürdürme konusunda kararlı. Bir yandan artan enerji maliyetleriyle mücadele edip, yenilenebilir enerjiye yönelirken, diğer yandan bölgesel istikrarsızlığın getirdiği jeopolitik boşlukları akılcı politikalarla doldurmayı hedefliyor. Bu süreç, gerçekten de Türkiye’nin uluslararası arenadaki konumunu yeniden tanımlayacak stratejik bir dönemeç. Hem içerde ekonomik dayanıklılık hem de dışarıda güçlü diplomasi, önümüzdeki dönemin anahtarı olacak.

Sezai Çınar: Sayın Zekeriya, değerli analizleriniz ve yorumlarınız için Kulis Arkası ailesi olarak çok teşekkür ederiz.

Zekeriya: Ben teşekkür ederim Sezai Bey.

Sezai Çınar: Kulis Arkası’ndan bu haftalık bu kadar. Haftaya yeni bir konu ve konukla tekrar görüşmek dileğiyle, hoşça kalın.